11 Ağustos 2026, 18:33 tarihinde eklendi

GÜZEL AHLAK (MI KALDI?)

GÜZEL AHLAK (MI KALDI?)

 

             “Derdim çoktur hangisine yanayım?” halk müziğimizin ozan dilinden dökülen bu anlam dolu dizesi 2026 yılında ülkemizi, bölgemizi ve dünyamızı o kadar özetliyor ki başka söze gerek kalmıyor. Elbette insanı, insanca yaşamayı dert edinenlerdir, dertleri çok olanlardan kastım.

            Yakından uzağa mı azdan çoğa mı bilemiyorum, aklıma geldikçe harflerin zihnimdeki koşturmasına bağlı olarak çalakalem yazmak istiyorum.

            İslam Peygamberi, “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere geldim.” demiş. Ülkeme, bölgeme, dünyaya bakıyorum: Güzel ahlak nedir, ne değildir kavrayamıyorum.

           Haçlı zihniyeti İslam ülkelerini perişan ediyor, yağmalıyor, katliam yapıyor, İslam ülkesi olduğunu söyleyen ülkeler ve liderleri, mazlum ve mağdurdan yana değil güçlüden yana tavır koyup, doğru iş yaptıklarını söylüyorlar(!)

          Ülkelerinde mağduriyet yaşayan Müslümanlar, bir başka Müslüman ülkeye değil batılı ülkelere iltica ediyorlar, şeriat yerine laiklikle ve demokrasiyle yönetilen ülkeleri seçip kendi ülkelerinde şeriat olmadığı için ülkelerini terk ettiklerini belirtiyorlar (!)

            Gücü olan güçsüzün başına çöküyor; Libya’da, Irak’ta, Filistin’de, Venezüella’da, Lübnan’da …- örnekleri çoğaltmakla anlamdan uzaklaşmak istemiyorum- hukuk ve özgürlükler ülkesi olduğunu söyleyenler de izliyor hatta destek oluyor.

            Birleşmiş Milletler gücü olan beş ülkenin önüne geçip adil bir yaptırım kararı alamadığı gibi alınacak kararların da engellendiği utanç tiyatrosuna dönüyor.

            Dünyaya bakıyorum işin içinden çıkamıyorum. İran’da şeriat devrimi yapan Humeyni Fransa’da örgütleniyor. Türkiye’ye ılımlı İslam’ı getirmeye çalışan ABD’ye kaçıyor. Şeriatçı örgüt lideri olduğu için batıda kırmızı bültenle aranan Suriye’nin 2025 model devlet başkanı ilk iş ABD ve Avrupa ülkelerine siyasi temaslara gidiyor.

            İslam “Hedefe giden yolda her şey mübahtır.” aşılamasıyla çürütülmüş; yalan dolan, ahlaksızlık, ikiyüzlülük, fırsatçılık, çıkarcılık din makyajıyla kullanılır olmuş.

        CHP’nin Aydın ve Afyonkarahisar il belediye başkanları -basından izlediğim kadarıyla- AKP’nin genel başkanı ve Cumhurbaşkanı olan sayın Erdoğan’a, sayın Erdoğan’ın da hem o kişilere hem de partilerine hakarete varan sözler söyledikleri, yazılı ve görsel yayın organlarında yer almıştı. Bugün yağ bal olup elele yürümelerini açıklamak için ahlak ve akıl sınırlarım benim çıkarcılık denilen bir duvara çarpmama neden oluyor.

            Düşmanımın düşmanı dostumdur ilkesiyle hareket eder, düşmanının düşmanı ile dost olursun anlarım da benzetmiş olmak için söylüyorum: düşman gibi gördüğünle nasıl dost oluyorsun? Siyaset bu kadar mı yozlaştı? Peygamber’in sözünü ettiği güzel ahlak bu muydu yoksa yozlaşan davranışlarımız arasında kayıp olup yitmiş bir söz olarak mı kalmıştı?

            Mevcut yasalarımıza göre Yüksek Seçim Kurulu’nun kararları kesindir. Bir asliye hukuk mahkemesinin kararı ile YSK kararları nasıl İptal edilir? İtiraz üzerine üç yıl önce verilmiş mazbata nasıl iptal edilir? 30 yıl önceki diploma nasıl iptal edilir?

            Sıradan bir vatandaş olarak aklımın almadığı soruların içinden çıkamıyorum. Bir genç bir üniversiteden bir başka üniversiteye geçiş için başvuru yaptı. Var sayalım, başvuru için koşullar uygun değildi, işlem kusurlu, sonuç hatalı bir uygulama idi. O başvuruyu alan, onaylayan adının önünde koca koca prof. unvanı bulunanlar mı suçlu, başvuru yapan mı? Aklım almıyor.

            Bir vatandaş, çok değil 10-15 yıl önce bir okulda kantincilik yaparken bir anda Türkiye’nin en az 25-30 belediyesi ile ihale alıp iş yapar zenginliğe geliyor, kimse bu suyun bolluğu nerden diyerek sormuyor. Aynı kişi işlerini yaparken türlü rüşvet yolların kullandığını söylüyor, bu belediyelerin içinde hemen her partiye ait seçilmiş başkanlar olmasına karşılık muhakeme süreci yalnız CHP’li başkanlar için işletiliyor.

             Şu görüşümü çok net yazayım: Hak yiyen, haksızlık yapan; halkımızın çıkarına olmayıp kendi cebi için çalışan, ülkemiz çıkarına olmayıp işbirlikçiler adına çalışan her kim ise yargılanmalı ve cezasını çekmelidir.

            Aynı adam, çalıştığı her belediye ile benzer ilişkilerde olduğunu söyleyecek ama yalnızca bir partiye yönelik operasyon yapılacak. Bunun güzel ahlakla ilişkisini anlamakta zorlanıyorum. Küfür hiç kimseye yakışmaz. Küfür şeyhiminse kutsaldır anlayışı asla doğru olmaz. Bana olursa bir nedeni vardır, sana olursa suçtur anlayışı ikiyüzlülükten başka bir tutum değildir.

            Ve adına örgüt denilen bu yapılanmanın başındaki kişi 700-800 yıllık ceza talebiyle yargılanırken hem dışarıda dolanıp işini yürütüyor hem de koruma ordusuyla geziyor. Devlet adına utanılacak durum daha vahim: yargılandığı adliyeye VIP kapısından giriyor.

        Aklımın henüz donmamış birkaç damarı varken, 2026 tablosuna bir başka çelişkiler yumağı ile devam edelim; Kılıçdaroğlu. Bir hukuk karmaşıklığının koridorlarından doğan butlan. Tam da halka güven veren CHP belediyeciliği ile yerelden genele iktidar umudu ateşlenmişken, partisini bölen adam…

            Kılıçdaroğlu, madem çok iyi ve başarılı biriydi, bugün Kılıçdaroğlu’nu öven AKP seçmenleri cumhurbaşkanlığı seçiminde neden oy vermemişler? Ya da madem böylesine iyi ve başarılı birini sayın Erdoğan yerine gelecek seçimde neden aday göstermiyorlar?

            Kılıçdaroğlu’nu sahneye sürenler, direnen ve kaşı çıkanlara, “Bu sizin cumhurbaşkanı adayınız değil miydi, dün iyiydi bugün kötü mü oldu?” tarzında tezler ileri sürerek, sözüm ona karşı çıkanları döneklik, geçmişte savunduğu kişilere haksızlık etmek tavrını sergilemektedirler.

            Sayın hoca efendi, Fettullah Gülen hocamız, hizmet ehli, tarihin yetiştirdiği değerli ender insanlardan biri … gibi sayısız övgü dizenler, bugün Fetö/ PDY terör örgütü diyorlar. Bu da döneklik, geçmişte savunduğu kişilere haksızlık etmek değil midir? Siz olunca, anlamadık, kandırıldık deyince aklanmış oluyorsunuz, beri taraf Kılıçdaroğlu’na karşı çıkınca nankör, değer bilmez oluyorlar. Tıpkı Kayserili fıkrası gibi: Bir adam, karşısındakine bir malın değerini sormuş, o da: “Alırken mi, satarken mi?” demiş.  Ne böyle adalet olur ne de insanımızın adalete olan güveni artar.

            Kılıçdaroğlu’na karşı olan (eski) CHP seçmeni haklı nedenler ileri sürüyor: 13 yıl başkanlık yapıp hiç seçim kazanamayan genel başkan, hangi yüzle yeniden ve hakkı olmadan o koltuğa oturma gücünü kendinde buluyor? Ekmeleddin İhsanoğlu denilen adayla CHP seçmenini sandıktan soğutması, altılı masa ile parlayan CHP ışığının kararmasına neden olması ve daha birçok neden varken, bu hangi ahlak anlayışıyla bağdaşır, bilemedim.

            Dün siyah olan bugün beyaz oluyorsa, bilin ki çok bozulmuştur. Dün taşladığına bugün sahip çıkanlar ya aynı yola çakışmışlardır ya da aynı sofradan yemişlerdir. Adalet kişiye, zamana, mekâna ve makama göre değişmez.

            Onur, şeref yalnızca sözcük değildir. Ulusumuzun, insanımızın karakteristik değerlerinden sayılan kavramlardır. Yargılama sonunda vicdanlarda yara kalıyor halk vicdanı huzursuz oluyorsa o adalet, adalet değildir.

             Ve 10 Ağustos 2026. Sevr anlaşmasının imza edilişinin 106. yılı. Çerçeve yasa TBMM’den geçti. Muhalifler, Sevr’e neden denk getirildi diye sorarken, iktidar sözcüsü Anafartalar zaferinin yıl dönümü olduğunu söylüyor. Güleyim mi ağlayayım mı?

             Resmî törenlere katılmamak için 25 yılda türlü bahanelere sığınarak törenlere katılmamaya çalışanlar, yeni yaptıkları -eski adı ATATÜRK olsa bile- tesislere Atatürk adını vermeyenler, Anafartalar gibi Ana cephe Çanakkale olan savaşta, bir ayrıntıyı dikkate alacaklar(!) inandım, inandım!  Hadi tarihten vaz geçtim.

            2023 seçimlerinde ne diyorlardı: Bu CHP seçimi kazanırsa PKK’lılara af getirecek, teröristleri affedecekler. Ne diyelim, montaj falan dense de halk inandı mı inandı. Şimdi çerçeve yasa ile kim ne yapmış oldu? Bu çerçeve ne kadar büyük, ya da açık kapısından daha neler girer bilen yok.

            Aklım almıyor diyorum ya, yine o noktadayım: Dönemin İçişleri bakanı, “Hepsi 200 kadar terörist kaldı. Onların da ayakkabı numaralarına kadar biliyoruz.” diyordu. İşte o soru, koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti, 200 terörist için mi yasal düzenlemeye gitti?

            Çok karışık olan kafam bir soru da iktidarıyla muhalefetiyle herkese sormak istiyor: Bir yandan butlan, bir yandan gözaltına alınan belediye başkanları bir taraftan çerçeve yasa… Acaba Suriye’de yürütülen çalışmaları dikkatimizden kaçırmak, biz içeride boğuşurken, bir oldu bittiyle karşılaşacağız?  

         Sorular sordukça ahlak sınırından uzaklaşmaktan korkuyorum. Türk ulusu, Anadolu’nun çilelerle yoğrulmuş insanı, birliğimiz emperyalizmin tehdidi altında. Yarınlarımızın daha karanlık günlere gitmemesi için birlik ve bütünlük içinde hareket etmek için kişisel çıkarlarımızdan, hırslarımızdan arınmak için kapımıza düşman postalı mı dayanmalı? Ne bekliyoruz, uyanmak ve birlik içinde kenetlenmek için.

            Yarın geç kalmış olabilir.

                                                                                                          11.08.2026

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *